Video Art / Animasyon Tasarımı

"Sonuçta hepimiz biyolojik bilgisayarlar değil miyiz?"

İnsanı fiziksel travmalar karşısında savunmasız "ruhsuz bir makine" olarak betimleyen bu çalışma; bilinç, insanlık ve ruh kavramları arasındaki çarpık bağı sorguluyor. Klasik Vanitas geleneğindeki kafatası imgesini modern televizyonlarla birleştiren eser, günümüz bireyinin yönlendirilmiş ve dijitalleşmiş bakış açısını eleştirel bir dille görselleştiriyor.

02.04.2026 33
#video art #3d animation #unreal engine

Çalışma; bilinç, insanlık ve ruh üçlemesinin modern yaşamdaki karmaşık ve yer yer bozulmuş ilişkisini odağına alıyor. İnsanı günlük hayattaki travmalar karşısında kolayca arızalanabilen "mekanik" bir varlık olarak tanımlayan eser, post-modern dünyada sürekli ertelenen ölüm gerçeğini Memento Mori kavramı üzerinden hatırlatıyor. Sanat tarihindeki Vanitas resimlerine atıfta bulunan kafatası figürü, hayatın geçiciliğini ve beyhudeliğini sembolize eden temel bir imge olarak kullanılıyor. Klasik sanatta ilahi ve her şeyi gören gözün yerini alan televizyonlar, modern bireyin dış dünyayı ancak ekranlar aracılığıyla algılayabildiği çarpık perspektifi temsil ediyor. Bu video art projesi, biyolojik kırılganlık ile teknolojik müdahale arasında sıkışan insanın varoluşsal krizini derinlemesine inceliyor.

Bilinç, insanlık ve ruh arasındaki kadim üçlü bağ, tarih boyunca olduğu gibi bugün de karmaşık ve birbirine dolanmış bir yapıda karşımıza çıkar. Bu eser, kullandığı monolog aracılığıyla insanı; günlük hayatta karşılaştığı fiziksel travmalar karşısında tamamen savunmasız, kolayca "arıza" yapabilen ve esasen ruhsuz bir makine olarak tasvir eder. Ölümün marazi gerçekliğinin modern ve post-modern yaşamda sürekli perdelendiği günümüzde eser, Memento Mori (fani olduğunu hatırla) felsefesini benimseyerek bu kaçınılmaz sonu normalleştirir.

Görsel dilde merkezi bir figür olan kafatası, yaşamın anlamsızlığını ve geçiciliğini vurgulayan Vanitas resim geleneğine doğrudan bir referanstır. Ancak burada, klasik resim sanatında ilahi bir gücü ve mutlak bilgeliği temsil eden "göz" imgesinin yerini, kafatasının göz çukurlarına yerleştirilen televizyonlar alır. Bu değişim, modern bireyin özgür olmayan, medya tarafından dikte edilen ve teknolojik bir süzgeçten geçerek çarpıtılan bakış açısını simgeler.

İnsan, bir yandan kendi biyolojik faniliğiyle yüzleşirken diğer yandan teknolojik ekranların sunduğu sahte sonsuzluk ve yönlendirilmiş gerçeklik arasında sıkışmaktadır. Bu çalışma, insanın "görmek" eyleminin bile artık mekanikleştiği bir dünyada, ruhun ve bilincin nerede konumlandığını tartışmaya açar.

 

BENZER PROJELER

Tükenmişliğin yaratıcılıkla kesiştiği yer.